Yaşar Kemal’in neden bu kadar değerli olduğunu kanıtlayan bir eser daha. Bu Diyar Baştanbaşa serisinin ikinci kitabı. ‘Seri’ kelimesine takılmayın. Birbirinden bağımsız da okunabilen bir kitaplar silsilesi.
•
1953 Ağustos’unda başlayıp 1955 Ağustos’unda sonlandıracağı bir gezi, röportaj ve gözlem eseri okuyacaksınız.
•
Diyarbakır ile başladığı seyahatini Van, Antalya, Isparta, Aydın, Urfa, Antep, Kayseri ve Yozgat ile sürdürüyor. Anadolu’nun hangi sorunları yaşadığına birinci elden tanıklık ediyorsunuz her satırında.
•
Yeri geliyor bir gazeteci olarak tanıtıyor kendini Yaşar Kemal, yeri geliyor bir köylü. Ama samimiyetinde en ufak bir azalma hissetmiyorsunuz.
•
‘Böyle de mi bir şey varmış’ cümlesini fazlasıyla kullanacaksınız okurken.
•
Özellikle Diyarbakır ve Van illerindeki ‘şeyh’ dediğimiz Dinci kitleyi öyle güzel anlatıyor ki... Sonrasında Antalya, Isparta, Aydın ve İzmir’deki ‘orman yangınlarına’ değinip bir büyük soruna parmak basmaya da çalışıyor.
Ve devamında Urfa, Antep, Kayseri güzelliklerini okuyorsunuz.
•
Yaşar Kemal ‘masa başında’ yazan bir adam olmadığını Bu Diyar Baştanbaşa serisi ile gösteriyor bizlere. Okuyunuz.
Göl İnsanları, sekiz Kemal Tahir hikayesini içerisinde barındıran derleme bir eser.
•
Eseri eleştirel basım için hazırlayan Sevengül Sönmez’in giriş yazısından anlaşılacağı üzere Göl İnsanları’nın da içerisinde yer aldığı ilk dört hikaye Tan gazetesinde 10 Mart - 25 Nisan 1941 tarihleri arasında tefrika ediliyor.
•
O sıralar Kemal Tahir Çankırı Hapishanesi’nde yatmakta ve tefrika haberini alan Nazım Hikmet ona şu satırları yazmaktadır:
“ Senin Göl İnsanları, Tan gazetesinde tefrika edilecek. Çok sevindim. Ama nasıl sevindim bilemezsin. Bugün Piraye ile beraberdik, gazetede senin Göl İnsanları için yapılan reklamı okurken dünyaya bir çocuğumuz gelmiş gibi mağrur ve bahtiyardık. “
•
Ve kitap olarak basımı tefrikadan yıllar sonra yapılan Göl İnsanları günümüze kadar geliyor.
•
Özellikle ilk dört hikayede kadın-erkek ilişkilerini, köylülerin hayata bakışlarını ve onların yaşamlarını konu ediniyor Kemal Tahir.
Diğer dört hikayede ise olayları biraz daha kara mizah açısından ele alıyor.
•
Zevkle okuyacaksınız.
Sizleri yirmi üç Nesin hikayesi bekliyor burada. Bence kitabı daha da değerli kılan girişindeki 1968 ve 1979 tarihli Kendi Hikayem başlıklı otobiyografi denemeleri.
•
Çevremizde veya internet ortamında Aziz Nesin ve yaşamına dair duyduğumuz o cümlelerin aslında o ‘mizah yüklü otobiyografilerde’ gizli olduğunu görmek çok başka.
•
İçerisindeki hikayeler farklı mizahi unsurlar içermekle birlikte başka başka konulara da değinmekte.
•
Özellikle kitaba ismini de veren Vatan Sağolsun hikayesi ‘kirli bir sanayicinin’ milli duyguları genç kuşaklar karşısında nasıl kullandığını öyle güzel ifade ediyor ki...
•
Yeri geliyor bilimin bazı noktalarını alıyor alaya yeri geliyor Şeriatçı geçinen bir adamın hazin sonunu konu ediniyor.
•
Aziz Nesin’in kendi ifadesiyle de ‘çocukluğumdan beri ağlatacak yazılar yazmak istemişsem de yazdıklarıma herkes gülüyor.’
Sanırım o ‘fazla düşünüp az gülmemizi’ istedi her daim.
•
Bayılacaksınız. Buyurun.
Bayrak şiiriyle daha ilkokul sıralarında hafızamıza ‘Bayrak Şairi’ olarak kazındı Arif Nihat Asya. Nasıl kazınmasın ki zihinlere şu satırların sahibi:
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü...
Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.
•
Ötüken Neşriyatın yedi kitap halinde yayımlamış olduğu şiirlerinin ilk halkasını oluşturuyor, Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor. Onu tek bir şiirinden ziyade tüm yazdıklarıyla okumanız adına büyük bir fırsat bu.
•
İlk sayfalarda Türkçe kelimelerin yoğun olarak yer aldığı şiirler, ilerleyen sayfalarda özellikle “Kubbe-i Hadra” adıyla yayımladığı ve Mevlana kokan satırlarıyla yerini biraz daha yoğun Arapça, Farsça şiirlere bırakıyor.
•
Asya’nın, her yazdığıyla sizleri mest edeceğinden şüpheniz olmasın.
•
Onu tek bir şiire sığdırmayıp doyasıya okumak isteyenler için...