Otobiyografik izlerin yer aldığı eserlerin ‘evrensel bir dille’ yazılışını okumak zevk veriyorsa tam da sizin eseriniz olacaktır Açlık.
•
İncelemeyi Tok bir karınla yapıyor olmak ayrı bir azap benim açımdan. Yazarın bahsedeceği hayat ‘açlıkla boğuşanların’ sadece biri.
•
Bilmediğimiz adıyla Knud Pedersen, bildiğimiz şekliyle Knut Hamsun.
•
Eserini 1888’de yazmaya başlıyor ve eser ilk olarak bir dergide tefrika olarak yayımlanıyor. Tamamlanmış ve yine yazar adı yer almadan 1890’da yayımlanıyor.
•
Bakınız eserin çevirmeni Behçet Necatigil nasıl ifade ediyor eserin oluşma sürecini ve ilk cümlelerini :
Açlık sayıklamaları, belleğini bir zamanlar nasıl bastırmışsa, yine öylesine güçlü kuşatıyordu işte. Elinde bir kurşun kalemi, bir kağıt parçası ile şu satırları yazdı:
“ Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir Kristiania’da aç acına sürttüğüm günlerdeydi... “
•
Suç ve Ceza vardı Açlık eseri öncesinde. Etkileri daha ‘romantik’ şekilde görülmekte. Ve Açlık sonrası Martin Eden yazıldı. Orada da Açlık’ın izleri mevcut.
•
Açlıkla boğuşurken yazma aşkıyla da yanan bir adam var eserimizde. Onun elinde birkaç kuruş ve bir kurşun kalemle verdiği mücadeleyi okuyacaksınız.
1925 tarihli Canan, Peyami Safa’nın çıraklık ürünlerinden desek haksızlık etmeyiz galiba.
•
Şöyle de bir durum var: Peyami Safa olgunlaşma sürecini ‘çok hızlı bir şekilde’ atlatmış bir romancımız olarak edebiyatımıza ismini kazımış yetkin yazarların başında gelmekte.
•
Nedense Peyami Safa’yı, Stefan Zweig’ın Anadolu topraklarındaki temsilcisi olarak görme eğilimi vardır bende. Özellikle yarattığı karakterler ve o karakterlerin psikolojik tahlilleri sizleri apayrı dünyalara taşır.
•
Yine konu bazında bakacak olursak. Aynen Saramago’da olduğu gibi aslında basit gibi görünen bir konuyu öyle güzel betimleyip sizlere sunuyor ki ortaya muazzam bir eser çıkıyor.
•
Eserin başlangıcında iki kadın ve bir erkek vardır. Canan, Bedia ve Lami. Devamında Tek bir kadın Canan ve çevresinde çokça erkek.
•
Sevgi, hırs, maneviyat ve maddiyat arasında filizlenen bir güzel Peyami Safa eseri daha okuyacaksınız. Buyurun.
İncelememi ‘siyasi tartışma ve kaygılardan uzak’ yapacağım. Sanatçıları bu yaklaşımlarla değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Ve ismini de kısaca ‘N.F.K’ olarak zikredeceğim. Bu tanımda herhangi bir saygısızlık aramasın bazı kitapsever dostlar.
•
Şairliğinin on iki yaşında, annesinin hastanede ‘şair olmanı ne kadar isterdim’ cümlesinden sonra başladığını ifade ediyor N.F.K.
•
Yine anlatımının devamında insanoğlunun en altında olan bir şair olmaması gerektiğini ve bunun için hem belli başlı sanat anlayışlarını hem de bu anlayışların tüttürdüğü şiir mefkurelerini takip ettiğini ifade ediyor.
•
Biliyorsunuz 1934 yılında müridi olacağı Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanışması sonucu şiir ve yaşayışında da değişiklikler gerçekleşiyor.
•
Yine kendi ifadesiyle 1955, 1962 ve 1969’daki şiir kitapları olan ‘Sonsuzluk Kervanı, Çile ve Şiirlerim’ öncesini küçük kifayetsiz davranışlar olarak gördüğünü de dile getiriyor. Ki o küçük davranışların arasında Kaldırımlar ve Örümcek Ağı gibi dilden dile aktarılan şiirleri de mevcut.
•
ÇİLE, onun sahiplendiği, benim dediği tüm şiirlerini barındırıyor. Şiirlerde yıl kaygısı gözetilmeden ‘temalarına göre’ bir tasnifle okuyorsunuz eseri.
•
Kaldırımlar, Sakarya Türküsü, Tabut, Zindandan Mehmed’e Mektup özellikle anılası şiirleri diye düşünüyorum naçizane.
•
N.F.K’nın eserlerine hakim bir okur değilim. Bir şiir ve edebiyat sever olarak şiir kitabıyla başlamak istedim. Fazlasıyla vurucu ürünler okuyacaksınız.
Ankara, ilk basımı 1934 yılında yapılan bir eser.
•
Yaban’da savaş yorgunu bir Anadolu’yu anlatan Yakup Kadri burada İstanbul’dan Ankara’ya tayin olmuş bir aile üzerinden dönemin bazı subay, politikacı ve kamu görevlilerinin eserin ilk bölümünde sahip olduğu ‘milli mücadele ruhunu’ anlatırken ilerleyen bölümlerde bu ruhu kaybetmelerini konu ediniyor.
•
Selma Hanım ve eşi banka şefi Nazif Bey ile başlayan eserin şahıs kadrosu, tayinlerinin çıkmış olduğu Ankara’da tanıştıkları insanlarla genişlemeye başlıyor. Sizler bu insanları aşama aşama tanıyarak onların özellikle ‘milli ruhları’ hakkında da fikir sahibi oluyorsunuz.
•
1920’lerde aldığı eser başlangıcını 1940’lara dair ‘hayali bir inkılap dönüşümü ile’ sonlandırıyor yazar.
•
Bazı incelemelerde Fransızca kelimelerin çokluğundan bahsedilmiş. Bunun iki sebebi olduğunu düşünüyorum. Birincisi yazarın konu edindiği şahısların kaybetmeye yüz tuttukları ‘milli ruhla’ birlikte yanlış garplılaşma etkisi gösteriyor olmalarıdır. Yani kasıtlı bir kullanım.
İkincisi ise o dönem yazarlarımız üzerindeki etkisi yadsınamaz Fransız Edebiyatıdır.
•
Bazı anlar kopabilirsiniz Yakup Kadri eserlerinde. Biraz sabırlı olunmalı. Ama Milli Mücadele yıllarına ‘ilk elden’ kurgusal anlamda tanıklık etmek adına okunması gereken yazarlardan kesinlikle.