İncelememi ‘siyasi tartışma ve kaygılardan uzak’ yapacağım. Sanatçıları bu yaklaşımlarla değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Ve ismini de kısaca ‘N.F.K’ olarak zikredeceğim. Bu tanımda herhangi bir saygısızlık aramasın bazı kitapsever dostlar.
•
Şairliğinin on iki yaşında, annesinin hastanede ‘şair olmanı ne kadar isterdim’ cümlesinden sonra başladığını ifade ediyor N.F.K.
•
Yine anlatımının devamında insanoğlunun en altında olan bir şair olmaması gerektiğini ve bunun için hem belli başlı sanat anlayışlarını hem de bu anlayışların tüttürdüğü şiir mefkurelerini takip ettiğini ifade ediyor.
•
Biliyorsunuz 1934 yılında müridi olacağı Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanışması sonucu şiir ve yaşayışında da değişiklikler gerçekleşiyor.
•
Yine kendi ifadesiyle 1955, 1962 ve 1969’daki şiir kitapları olan ‘Sonsuzluk Kervanı, Çile ve Şiirlerim’ öncesini küçük kifayetsiz davranışlar olarak gördüğünü de dile getiriyor. Ki o küçük davranışların arasında Kaldırımlar ve Örümcek Ağı gibi dilden dile aktarılan şiirleri de mevcut.
•
ÇİLE, onun sahiplendiği, benim dediği tüm şiirlerini barındırıyor. Şiirlerde yıl kaygısı gözetilmeden ‘temalarına göre’ bir tasnifle okuyorsunuz eseri.
•
Kaldırımlar, Sakarya Türküsü, Tabut, Zindandan Mehmed’e Mektup özellikle anılası şiirleri diye düşünüyorum naçizane.
•
N.F.K’nın eserlerine hakim bir okur değilim. Bir şiir ve edebiyat sever olarak şiir kitabıyla başlamak istedim. Fazlasıyla vurucu ürünler okuyacaksınız.
Ankara, ilk basımı 1934 yılında yapılan bir eser.
•
Yaban’da savaş yorgunu bir Anadolu’yu anlatan Yakup Kadri burada İstanbul’dan Ankara’ya tayin olmuş bir aile üzerinden dönemin bazı subay, politikacı ve kamu görevlilerinin eserin ilk bölümünde sahip olduğu ‘milli mücadele ruhunu’ anlatırken ilerleyen bölümlerde bu ruhu kaybetmelerini konu ediniyor.
•
Selma Hanım ve eşi banka şefi Nazif Bey ile başlayan eserin şahıs kadrosu, tayinlerinin çıkmış olduğu Ankara’da tanıştıkları insanlarla genişlemeye başlıyor. Sizler bu insanları aşama aşama tanıyarak onların özellikle ‘milli ruhları’ hakkında da fikir sahibi oluyorsunuz.
•
1920’lerde aldığı eser başlangıcını 1940’lara dair ‘hayali bir inkılap dönüşümü ile’ sonlandırıyor yazar.
•
Bazı incelemelerde Fransızca kelimelerin çokluğundan bahsedilmiş. Bunun iki sebebi olduğunu düşünüyorum. Birincisi yazarın konu edindiği şahısların kaybetmeye yüz tuttukları ‘milli ruhla’ birlikte yanlış garplılaşma etkisi gösteriyor olmalarıdır. Yani kasıtlı bir kullanım.
İkincisi ise o dönem yazarlarımız üzerindeki etkisi yadsınamaz Fransız Edebiyatıdır.
•
Bazı anlar kopabilirsiniz Yakup Kadri eserlerinde. Biraz sabırlı olunmalı. Ama Milli Mücadele yıllarına ‘ilk elden’ kurgusal anlamda tanıklık etmek adına okunması gereken yazarlardan kesinlikle.
Yaşar Kemal’in neden bu kadar değerli olduğunu kanıtlayan bir eser daha. Bu Diyar Baştanbaşa serisinin ikinci kitabı. ‘Seri’ kelimesine takılmayın. Birbirinden bağımsız da okunabilen bir kitaplar silsilesi.
•
1953 Ağustos’unda başlayıp 1955 Ağustos’unda sonlandıracağı bir gezi, röportaj ve gözlem eseri okuyacaksınız.
•
Diyarbakır ile başladığı seyahatini Van, Antalya, Isparta, Aydın, Urfa, Antep, Kayseri ve Yozgat ile sürdürüyor. Anadolu’nun hangi sorunları yaşadığına birinci elden tanıklık ediyorsunuz her satırında.
•
Yeri geliyor bir gazeteci olarak tanıtıyor kendini Yaşar Kemal, yeri geliyor bir köylü. Ama samimiyetinde en ufak bir azalma hissetmiyorsunuz.
•
‘Böyle de mi bir şey varmış’ cümlesini fazlasıyla kullanacaksınız okurken.
•
Özellikle Diyarbakır ve Van illerindeki ‘şeyh’ dediğimiz Dinci kitleyi öyle güzel anlatıyor ki... Sonrasında Antalya, Isparta, Aydın ve İzmir’deki ‘orman yangınlarına’ değinip bir büyük soruna parmak basmaya da çalışıyor.
Ve devamında Urfa, Antep, Kayseri güzelliklerini okuyorsunuz.
•
Yaşar Kemal ‘masa başında’ yazan bir adam olmadığını Bu Diyar Baştanbaşa serisi ile gösteriyor bizlere. Okuyunuz.
Göl İnsanları, sekiz Kemal Tahir hikayesini içerisinde barındıran derleme bir eser.
•
Eseri eleştirel basım için hazırlayan Sevengül Sönmez’in giriş yazısından anlaşılacağı üzere Göl İnsanları’nın da içerisinde yer aldığı ilk dört hikaye Tan gazetesinde 10 Mart - 25 Nisan 1941 tarihleri arasında tefrika ediliyor.
•
O sıralar Kemal Tahir Çankırı Hapishanesi’nde yatmakta ve tefrika haberini alan Nazım Hikmet ona şu satırları yazmaktadır:
“ Senin Göl İnsanları, Tan gazetesinde tefrika edilecek. Çok sevindim. Ama nasıl sevindim bilemezsin. Bugün Piraye ile beraberdik, gazetede senin Göl İnsanları için yapılan reklamı okurken dünyaya bir çocuğumuz gelmiş gibi mağrur ve bahtiyardık. “
•
Ve kitap olarak basımı tefrikadan yıllar sonra yapılan Göl İnsanları günümüze kadar geliyor.
•
Özellikle ilk dört hikayede kadın-erkek ilişkilerini, köylülerin hayata bakışlarını ve onların yaşamlarını konu ediniyor Kemal Tahir.
Diğer dört hikayede ise olayları biraz daha kara mizah açısından ele alıyor.
•
Zevkle okuyacaksınız.
Sizleri yirmi üç Nesin hikayesi bekliyor burada. Bence kitabı daha da değerli kılan girişindeki 1968 ve 1979 tarihli Kendi Hikayem başlıklı otobiyografi denemeleri.
•
Çevremizde veya internet ortamında Aziz Nesin ve yaşamına dair duyduğumuz o cümlelerin aslında o ‘mizah yüklü otobiyografilerde’ gizli olduğunu görmek çok başka.
•
İçerisindeki hikayeler farklı mizahi unsurlar içermekle birlikte başka başka konulara da değinmekte.
•
Özellikle kitaba ismini de veren Vatan Sağolsun hikayesi ‘kirli bir sanayicinin’ milli duyguları genç kuşaklar karşısında nasıl kullandığını öyle güzel ifade ediyor ki...
•
Yeri geliyor bilimin bazı noktalarını alıyor alaya yeri geliyor Şeriatçı geçinen bir adamın hazin sonunu konu ediniyor.
•
Aziz Nesin’in kendi ifadesiyle de ‘çocukluğumdan beri ağlatacak yazılar yazmak istemişsem de yazdıklarıma herkes gülüyor.’
Sanırım o ‘fazla düşünüp az gülmemizi’ istedi her daim.
•
Bayılacaksınız. Buyurun.