Enis Batur, Mehmet Kaplan veya Zeynep Yılmaz gibi edebiyat eleştirmenleri Ahmet Hamdi’nin mükemmel bir dilci olduğunu; fakat iyi bir romancı olmadığını (bitirdiği sadece iki romanı olduğunu belirtirler) dile getirirler.
Ve yine söylendiği üzere yazdıkları üzerinde defalarca düzeltme yaptığı da bilinen bir gerçektir. Bunu şiirlerinde de göreceksiniz ki bitiremediği veya tam anlamıyla sonlandıramadığı şiirleri de mevcut burada.
Nesirlerine kıyasla Can alıcı manzumeler bulamayacağınızı düşünüyorum. Ama yine de okunmalı tabiki
Didem Madak, Tezer Özlü gibi edebiyatımızın lirik prenseslerinden Birhan Keskin.
Biliyorsunuz Turgut Uyar gibi Attila İlhan gibi Özdemir Asaf gibi bazı şairlerimizin Kült Şiirleri vardır dilden dile aktarılan. Birhan Keskin’in böyle bir şiirinin olduğunu söylemek mümkün olmasa da dili konusunda bu tespiti koyamayız. Fazlasıyla etkileyici çünkü dili.
Onun şiirinde bir bütün olarak değil de satır aralarındaki o muazzam ifadeleri, cümleleri yakalamak bambaşka bir his.
‘Bu: bir boşluk: içimde
Yaşamak izi de denir,
Sanki, nice kelebek tozu, içinde.’
‘iyileşen şey zamandır,
insan iyileşmez.’
‘Solum üşüyor eski bir anıdan.’
... gibi cümlelerle buluşmak harika.
Buyurun.
Bazı Sanatçılar var şükür sebebidir, Nazım gibi.
Bazı Eserler var şükür sebebidir, Nazımınkiler gibi.
Bazı eserlerin neşredilme tarzı var şükür sebebidir, YKY’nin bu yaptığı gibi.
Muazzam bir çalışma. Nazım Hikmet’in Bütün Şiirlerini bir arada bulabileceğiniz tek kaynak.
Özenli bir şekilde tasnif edilmiş. Tüm Şiirleri titiz bir çalışmayla başlıklarıyla birlikte genel anlamda kronolojik bir sıralama ile yer edinmiş burada.
Elinize Nazım’ı anlatan bir Hıfzı Topuz incelemesi, bir Asım Bezirci incelemesi, bir Vâlâ Nureddin incelemesi alın ve sindire sindire, not ala ala okuyunuz efendim.
Buyurun.
Lermontov ismine Dostoyevski eserlerinde çokça denk geliyorsunuz ki bende onun eserlerinden Lermontov’a ulaşmış bir okurum.
Kahramanımız Peçorin, bir askerdir ve mesleği gereği özellikle Asya coğrafyasında (İran, Kafkasya ve Kazakistan) uzun yıllar bulunmuştur. Orada farklı din ve ırklarda insanlarla tanışmıştır.
Varoluşsal arayış ve sıkıntıları olan da bir adamdır Peçorin. İster, ama harekete geçmez; sever, ama emek vermez; görür, ama inanmaz.
Metafizik arayışları son bulmaz hiç.
Özellikle sevdiği veya sevdiğini sandığı insanları yarı yolda bırakması da bir diğer özelliğidir. Zira içsel sıkıntılarını çözememiş bir adamın sağlam ve güvenli adımlar atmasını bekleyemezsiniz galiba.
Rus edebiyatının kuytuda köşede kalmış bir eseri için daha ne bekliyorsunuz buyurun.
Serinin ikinci kitabıymış. Eser hediye olduğu için bununla başlamak zorunda kaldım. Konu olarak ‘ihanet halkası’ içerisinde olduğu için birbirine ayrılamaz şekilde bağlı değil seriler.
Eser 2017 yılında piyasaya sürülüyor. Mete Yarar tespitleri genel anlamda doğrulanabilir bir uzman.
Özellikle Ortadoğu’da Suriye, Irak ve İran coğrafyalarındaki DEAŞ, PKK ve PYD varlıklarını ve bunların Dünya üzerindeki uzantılarını irdeleyen bir eser.
Bu grupları ve arkasındaki güçleri ‘bir roman akıcılığında’ irdelemeye çalışıyor sayın Yarar.
Fazlasıyla bilgilendirici, akıcı. Okunmalı.
2016 tarihli Orhan Pamuk eseri.
Şu klasik ‘onu sevenlerin sevmediği, onu ilk kez okuyanların sevdiği’ tanımını atlayalım bence. Zira bu her yazarda yaşanan bir durumdur. Tolstoy’a Diriliş ile Dostoyevski’ye Karamazov ile başlarsanız diğer eserlerini sevemeyecek olabilirsiniz.
Kırmızı Saçlı Kadın zor bir eser, diğer Orhan Pamuk ürünleri gibi. Çünkü zihninizi her an dinç tutmak zorundasınız onu okurken. Ayrıntıları paragraf içerisindeki birkaç cümlede sunabiliyor sizlere.
Konuya girmek istemiyorum; çünkü bu zaten nerdeyse tüm incelemelerde veya kitap künyesinde mevcut.
İçerisinde Batı’nın Sophokles’i, Doğu’nun ise Firdevsi’ni bulacaksınız.
Ama Orhan Pamuk’un eserini kurgulayışı açısından bir nokta mevcut. Siz tam son sayfalara geldim artık bitireyim dediğinizde farklı bir başlangıç yapıp sizden ilk sayfalardan daha da dinç kalmanızı istiyor. Buna da dikkat kesilmelisiniz.
Toparlarsak, okuyunuz efendim. Kesinlikle.
Maden emekçileri. İlk akla gelen Emile Zola ve Emile Zola değil mi..
Şimdi sıra Albert Camus ve üç arkadaşının kaleme aldığı “Asturya’da İsyanda”
Eser ilk basımını Fransızca olarak 1962 yılında yapıyor. 1934 yılında İspanya’da Asturya diye adlandırdıkları özerk bir bölgede çıkan ve binlerce maden işçisinin öldürülmesine sebebiyet veren isyana göndermedir.
Bir oturuşta okunabilecek; fakat üzerine uzun bir süre düşünülebilecek bir Tiyatro metni okuyacaksınız.
Buyurun.
Borges’i zaten biliyorsunuz. Manguel’i de kitap, kütüphane ve edebiyat üzerine kaleme almış olduğu yazılardan tanıyorsunuz.
30 yaşından 58 yaşına dek görme yetisini kademeli olarak kaybeden Borges’e, 1964-1968 arasında kitap okuma hizmetinde bulunduğu zamanlardaki anılarını kaleme almış.
Aslında bu eser Manguel‘in kendi tabiriyle:
“Ama bunlar birer anı değil, anının anısının anısı; onları ateşleyen olaylar çoktan yok olup gitti, geriye yalnızca birkaç imge, birkaç sözcük kaldı, ama bunları bile doğru anımsadığıma emin olamıyorum.“
Buyurun.
Edebiyatımızın en bilindik ve okunan eseridir desek diğerlerine haksızlık etmiş olmayız galiba.
Gencecik bir yaşta katledilen Sabahattin Ali’nin biz edebiyat ve kitapseverlere bıraktığı en büyük mirasıdır sanırım Kürk Mantolu Madonna.
Madde madde yazıp da şunları anlatıyor, bunları bulacaksınız demek pek de doğru değil. Zira kitapsever her insanın Kürk Mantolu Madonna ile bir şekilde yolunun kesiştiğini biliyoruz zaten.
Füsun Akatlı’nın giriş yazısı ve bu mükemmel kapak tasarımı ile daha da güzel oldu eserimiz.
Daha okumadınız mı yoksa?