Beckett, anlaşılmaz görünenlerin anlaşılabilir olabileceğini gösteriyor bence. Aslında onu bşr kalıba, tanıma sokmak çok zor.
Fransızca ve İngilizce yazdığı eserleri mevcut. Her okuyan onu orijinalinden okuyun der. Maalesef biz yabancı dili olmayanların en büyük kaybı sanırım bu.
Beckett‘ın hikayelerini bulacaksınız burada. Yine varlığı, hiçliği, yokluğu, anlamsızlığı ve karanlığı sorguluyor. Buyurun.
Adnan Yücel 2002’de kaybettiğimiz bir şair, yazar, hoca.
Bu şiirini internet üzerinden kesinlikle izlemiş, dinlemişsinizdir. Orada tam bir bütünlük göstermiyor eser; ama buradan yazılı şekilde okurken fazlasıyla etkileneceğinize şüphe yok.
Kavga, dava, acı şiiri. Okuyunuz
Beckett‘ın ilk uzun yazı denemesi.
Beckett için başlangıç eseri olabilir kanımca.
Hem birbirine zıt hem birbirine bu kadar yakın bir karakter nasıl yaratmış diyorsunuz okurken. Hem huysuz hem uyumlu bir çift Mercier ile Camier.
Onların yolculuğuna hazırsanız Mercier’in bir cümlesiyle başlayalım:
‘Herkes kendisi, Tanrı da herkes için, dedi Mercier.’
Buyurun.
Zor bir kitap bunu söyleyerek başlamalı. Enis Batur okumak, belli bir bilgi ve edebiyat birikimi okumak gerektiriyor zaten özünde.
Bu kısacık görünen devasa eserinde Ahmet Hamdi’ye dair farklı tarihlerde yazdığı denemeler, fıkralar mevcut.
Şair, yüreğe dokunmalı değil mi... Bunu başarıyor işte Şükrü Erbaş. Derin sözcükler, ifadeler içinde kayboluyorsunuz resmen.
Tek tek baskılarını da alabilirsiniz mevcut onlarda Kırmızı Kedi’de. Ama Toplu almak istiyorsanız üç cilt halindeki serinin birincisi bu.
Ondan bir iki dizeyle bitirelim:
Herkesin gerçeği kendine acı
Herkesin acısı kendine biricik.
Mısır’ın en büyük değerlerden Necib Mahfuz.
Anlatıcı ile birlikte beş arkadaş, dost, kardeş var hikayemizde. Kimi edebiyata, kimi insanlara, kimi yaşama ve zevke düşkün farklı karakterlerde ama aynı dostluk bağlarına sahip arkadaşlar.
Kuştimur ise bir araya geldikleri o tatlı, naif mekan.
Buyurun Mahfuz’a.
Yanılmıyorsam bu şekilde yazılarını topladığı üç kitap bastı YKY.
Ustanın edebiyatına, eserlerine, eserlerinin kaynaklarına dair birçok yazı bulacaksınız.
Özellikle son 60-70 sayfada yer alan Konuşmalar bölümünde onun beslendiği edebiyatçıları ve onlarda bulduklarını okumak ayrı bir zevk veriyor insana.
İnsan bu kadar mı alır götürür insanı.
O kısacık, parça parça kelimeler her okunduğunda bu kadar mı farklı bir tat bırakır insanda.
Ve;
Neden
geçer
zaman...
diyor bizlere. Okumalı.
Burhan Sönmez dört esere imzasını attı. Bence İstanbul İstanbul bambaşka bir yerde. Hem kendi eserleri arasında hem de Türk Edebiyatı arasında.
İşleyeceği konuyu, anlatıyı öyle güzel bir kurgu içerisinde ifade ediyor ki Sönmez... Tam anlamıyla bir edebiyat ziyafeti çekeceksiniz bundan emin olabilirsiniz.
Bölüm bölüm ilerleyen bir eser. Tutsak olanlardan hikayeler dinleyeceksiniz diyeceğim; ama olmayacak. Bence nefes alıyorken kendini tutsak hissedenlerin romanı bu.
Okuyunuz sadece.
Bir müzisyen. Hayatının artık anlam taşımadığını düşünür ve intihara kalkışır.
Amaçladığına ulaşamaz. Geçmiş yaşamına dair birçok şeyi unutur ve yeni bir yaşam vardır sırada. Tabi devam edebilirse.
Burhan Sönmez’in son romanı. Yarım kalmış bir his bırakıyor insanda ama okunmalı.