İlk psikolojik roman olması sebebiyle ayrı bir öneme sahiptir Mehmet Rauf'un Eylül'ü. Bir bakışın, gülüşün tahlilini sayfalar, sayfalarca anlatarak bir psikolojik roman olmanın hakkını fazlasıyla veriyor. Konu örgüsü açısından zayıf olduğunu söylersem, haksızlık yapmış olacağımı sanmıyorum. Bir bağ evinde başlayan roman, oradaki ortamdan bahsederek aile bireylerini de tanımamızı sağlar. Sonrasında tatilin devamı için yalıya geçiş... Ve işte öykünün tamamına yakın bölümünün anlatılacağı sahne! Suat'ın olgun, sevecen, anlayışlı, iyi niyetli, uysal hâlleri, Süreyya'nın, ki Suat'ın eşi olur kendileri, şen şakrak, şakacı, yüzeysel, yer yer bencil, ciddiyetsiz fakat insancıl kişiliği ve Necip'in beyefendi, olgun tavırları öyle bir işlenmiştir ki yıllardır tanıyor hissini kazanıyorsunuz.
Roman kişilerinin ne iş yaptığına öyle pek dikkat edilmemiş. Tek işleri, gezmek, eğlenmek, sevmek! Para, hiç sorun olmuyor; eli cebe atınca, kendiliğinden çıkıveriyor! Tıpkı Aşk-ı Memnu'da olduğu gibi, Türk toplumunun küçük bir kesimi ele alınmış. Yalılarda, konaklarda yaşayan iyi eğitimli, müzikten anlayan, görgülü insanlar. Zaten dil olarak da Halit Ziya'ı anımsattığını söyleyebilirim. Buna rağmen, dönemin en değerli romanlarından biri. Psikoloji sevenler için birebir.
Alamut ve hasan sabbah hakkında çok kitap yazıldı okuduklarim ve duyduklarım arasında en iyisi diyebilirim. Kitabı okuduğunuzda gerçekten kendinizi orada alamutta yasayan biri gibi hisediyorsunuz. Ve bu kitabın yazarının bir batılı olması belki kitaba daha tarafsız bakmasına neden olmuştur. Zaten avrupalılar batinilerin fedailerine karşı hayranlık derecesine varan ilgileri olduğunu biliyoruz. Semerkant kitabindan farklı olarak sadece alamut ve hasan sabbah konusuna değinmiştir. Kitabi okuyunca zaten yazarın belli bir araştırma yaptıktan sonra yazdığı anlaşılıyor. Bastan savma hazirlanmamis. Batıniler hakkinda okunacak ilk eserlerden biridir. Iyi okumalar.
" İnsan kalbi boyledir: onu kolayca doldurabilirsiniz ama çok zor eritir, çok zor ısıtırsınız. Bazen hiç çözemeyiz o buzu. Bunun da sonucu bir sinir zayıflığı, bir sinir hastalığı olur. "
Kitapta bahsedilen iki albay var. Biri "Albay" diğeri ise "albay" diye tanımlanmış. Çok ustaca yazılmış, devrim sonrası ailesi dağılmış bir albayın şu an (tek bir gecede geçen) ve geçmişle olan diyaloğunu kafa karıştırmadan bizlere sunmuş yazarımız. Ve bir o kadar da dramatik,bazı yerlerde durup kederleniyor insan. Okuduğum en harikulade kitaplardan biri oldu. Ayrıca çoğu sayfada dipnot olarak düşürülmüş bilgiler de gerçekten çok açıklayıcı,okurken bu ne diye düşünmüyorsunuz. 11/10
Kitabı okumaya başlarken kitabın özetinde yazdığı gibi ütopik bir hikaye okuyacağımı düşünmüştüm ama okudukça aslında olayların günümüzde fazlasıyla yaşandığını fark ettim. Özellikle şu günlerde mutlaka her okuyucunun okuması ve dersler çıkarması gereken bir roman olduğunu düşünüyorum.
Kitapta insanlar üzerinde kullanılan "Geçmişi kontrol eden, geleceği de kontrol eder, şu anı kontrol eden geçmişi de kontrol eder." yöntemi sanki günümüz dünyasının yöneticileri tarafından çok iyi öğrenilmiş ve uygulanıyor gibi... Okuyun mutlaka, okuduktan sonra bireyselliğin ve özgürlüğün önemini daha iyi anlayacaksınız ama asıl soru şu: İki kere iki kaç eder?
Eveeettt Körlük’ün devamını okudum. Ve kesinlikle Saramago okunmalı. Görmek olgusunu toplumsal ve siyasal bazda incelemiş fakat sıkıcı hiçbir tarafı yok. Kurgu, dil, akıcılık her şey var. En az Körlük kadar etkileyici ve içeriği de dolu. Okurken bazı durumları düşünmemizi sağlıyorsa kitapları iyi ki okumuşum derim. Bu kitapta fazlası var. Keyifli okumalar.
Lise yıllarımda okuduğumda beni derinden etkileyen bir kitaptı. Konusuna gelince; Güzel bir aşkın ayrıca renk kattığı, İspanya iç savaşının çarpıcı bir şekilde anlatıldığı güzel bir kitap.
Duru, sakin, yalın ve etkileyici bir anlatımdı. Bir başladım bitirene kadar bırakamamıştım. Bu akşam aklıma geldi yine okudum. Zaten Nobel Edebiyat ödülleri hep bu yalın sıkmayan anlatımlı kitaplara veriliyor. En azından benim okuduğum ödüllü kitaplar bu tarz anlatıma sahipti.
Yaşlı balıkçımız 90 yaşına merdiven dayamış. Hayatının en büyük balığını tutarken kendini parçalamış ve büyük bir savaş vermiştir. Balıkçı kendi kendine çok güzel diyaloglar kuruyordu. İnce bir kitap bir akşamda bitirilebilir. En kısa zamanda okuduklarım listesine eklemeniz gerekiyor. Çünkü sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor.
Içinde sistem eleştirisi olan, bir devrimin önce nasıl bir komediye sonrasında da nasıl ağır bir trajediye dönüştüğünü göreceksiniz.
Eseri okumaya karar verdiyseniz, okuduğunuz boşa gitmesin, sonrasında yine bir George Orwell romanı olan 1984'ü de okuyun ve bu distopik roman okuma serüveninizi zirvede bırakın derim..