Bu eser yalnızca bir hikâye anlatmıyor, okuru kendi iç dünyasıyla yüzleştiriyor. Yazarın dili sade ama derin; özellikle karakterlerin iç çatışmaları oldukça gerçekçi. Okurken bazı bölümlerde durup düşünme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bir palto. Sıradan, eski, yırtık bir palto. Nikolay Gogol , basit bir paltoyla koca bir dünyayı yerle bir ediyor. Kitap öyle sürükleyici ki, kahvenizi içmeyi unutup soğumasına razı olacaksınız. Akakiy Akakiyeviç, sıradan, sessiz, kimsenin umursamadığı, aslında kimsenin kabullenmediği, fakat milyonlarca insanın yaşadığı hayatı yaşayan bir simge. Sıradan bir palto, ona sahip olabilmek için her şeyini veren biri için basit bir eşyadan çok daha fazlasına dönüşüyor: kimlik, onur, varoluş. Peki güç ve mevki sahipleri.... Onlar için bir palto nedir ki? 'Değersiz' bir kayıp, Akakiy'in dramını küçümseyen o soğuk bakışlar, Gogol'un kalemiyle suratımıza çarpıyor. Gogol aslında o paltoyla hepimize ayna tutuyor. Güç, mevki, statü... Bunlar mı bizi insan yapıyor, yoksa bir paltoyu bile çok gören vicdansızlıklar mı? Son olarak "Palto" adlı eser için Fyodor Dostoyevski'nin meşhur bir sözü var. Motto haline gelmiş söz ile cümlelerimi bitiriyorum.. "Hepimiz Gogol'ün paltosundan çıktık"
favori kitabım olabilir, kitabın anlatım şekli beni çok heyecanlandırmıştı kitap hakkında bir şey düşündüğünüzde genelde kitabı bitirmeden o düşünceyi tam doğrulayamıyorunuz ve bence bu kitabı güzel yapan şeylerden biri