Hasan Ali Toptaş eserlerim gün geçtikçe tükeniyor.
Sonsuzluğa bir Nokta koymak için adım atıyorum sanki, biten eserlerle.
Hasan Ali Toptaş’a başlama eseriniz olmasın bence. Yalnızlıklar gibi Geçmiş Şimdi Gelecek gibi eserleriyle başlayabilirsiniz ona.
Hikayemiz, şimdiki an ile başlayıp sürekli geri dönüşler ile bağlantı kurulup o bazı anlar dile gelen düşsel öğelerle harmanlanıp ilerliyor.
Bedran karakterinin çocukluğu, ailesi, evliliği, düş kırıklıkları dile geliyor şiirsel bir şekilde. Ve o bölümlerin bir AN’ı bir de GEÇMİŞ’i anlatması sizleri ayrı etkileyecek bence.
Unutmadan. Bazı incelemesini sunanlar kitap içerisindeki ‘cinsel’ bazı ifadelerden rahatsız olmuş. Orada onu yazması gerekiyordu yazmış yazarımız. Komiktir bence bu durum.
ADAM’ı okudunuz. Orada yüzlerce kişiyi yazdı Özdil.
Burada ise özellikle günümüz siyaset ve sanat dünyasından kişileri ele alıp onların kimler olduklarını, neler söylediklerini, söylediklerinden neleri unuttuklarını bastıra bastıra dile getirmiş.
Unutmamak adına yazdım, sizler de unutmamak adına okuyun diyor sayın Özdil. Yine etkili eserlerinden.
Kırmızı Kedi tarafından basımı yapılan Bütün Şiirleri serisinin 2. kitabı.
Şükrü Erbaş’ın etkileyici Türkçesiyle 1993-1998 yılları arasında yayınlanmış şiirlerini bulacaksınız içerisinde.
Sevgi, yaşam, ölüm, direniş ve aşk mevcut fazlaca.
Buyurun.
Ülkemizde maalesef ki Zweig kısa novellalarıyla tanınıyor. Böyle yanlış bir algı var.
Aksine O biyografi ve denemeleriyle ün yapmış biri tüm Dünya’da.
Onun bazı deneme derlemelerini bulacaksınız bu eserinde. Zweig ve Dünyasını anlama adına okunması gereken eserlerden tabiki.
200 sayfalık bir kitap hemen biter veya bitmeli diyorsunuz değil mi... Bitmiyor. Bitirilmek istemiyor. Bitirmek istemiyorsunuz.
Öyle konuları öyle güzel bir yoğunlukla işliyor ki Hakan Günday. Aynı Zargana gibi.
Paranız ve elinizde oynatmayı düşündüğünüz ‘Hayat Senaryoları, Karakterleri’ var. Nasıl bir yol izlersiniz?
Buyurun.
Öncelikle şunu belirtelim. Zor bir eser Böyle Söyledi Zerdüşt. Özellikle ilk 200 sayfa fazlaca aforizma barındırıyor.
Öyle parkta, bahçede, metroda, otobüste okunabilecek bir eser değil asla. İlgi bekliyor. Kaleminizi, çayınızı alıp sindirerek okuyacaksınız.
Bunun dışında Nietzsche’yi biliyorsunuz. Kült eseridir. Zerdüşt’ün yolculuğunu ve yolculukta karşılaştıklarını, onlara ve kendine verdiği öğütleri okuyacaksınız.
Mustafa Kemal’in Doğu görevinde bulunduğu Diyarbakır-Bitlis-Siirt üçgeninde yazmış olduğu günlükler-notlar yer almakta.
7 Kasım 1916 - 25 Aralık 1916 tarihlerini kapsıyor aynı zamanda.
Osmanlıca yazmış olduğu metinlerin asılları da Türkçelerinin yanında mevcut.
Onun bölgeye dair izlenimleri, çeşitli görüşmeleri, okumuş olduğu kitaplara dair detaylar bulacaksınız.
Fiziksel olarak devasa bir eser olmasa da muhteviyat olarak çok fazla şey bulacaksınız.
Okuyunuz derim, Mustafa Kemal’i kendi ağzından.
Kopernik Kitap’da dört adet bu şekilde Mustafa Kemal el yazısından çevrilmiş eser mevcut.
Karlsbad, biliyorsunuz Mustafa Kemal’in genel anlamda tedavi amaçlı gittiği bir şehirdi. Vefatına dek süreceği öksürük sıkıntısına bir çözüm bulabilme amacıyla oradaydı.
O zaman Avusturya-Macaristan sınırlarında olan Karlsbad şuan Çek Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer almakta.
Günlük-Notlar adına ne dersek diyelim; 30 Haziran 1918 - 28 Temmuz 1918 tarihlerini kapsıyor.
İnkılapların gerçekleştirilmesine dair yeni yeni oluşan fikirlerini, okuduğu kitapları, paşalar ve Osmanlı hakkındaki düşüncelerini göreceksiniz.
Buyurun.
Yarınki Yüzün serisi son buluyor bu ciltle.
500 sayfadan oluşmakta; fakat bence en akıcı cildi kendisi.
Öncelikle bu cilde ulaşmışsanız konuyu zaten biliyorsunuzdur. Basit bir polisiye veya gerilim okumayacaksınız. Javier Marías o akıcılığı sağlarken aynı zamanda mükemmel üslubundan da taviz vermiyor. Yoruyor mu bazı anlar, evet. Ama okumayı sürdürüyorsunuz o anlarda istemsizce belki de.
Artık hikaye nihayete eriyor. Bazı anlar yoran 3 ciltlik okuma sonrasında bu emeğe değdiğini düşüneceksiniz bence.
Javier Marías, Nobel Edebiyat Ödülünün gelecekteki sağlam adaylarından. Buyurunuz.
Can Dündar’ın belgesel-kitap serilerinden Nazım var bu defa karşınızda.
Nazım Hikmet’i anlatımına onun özellikle Moskova günlerini kapsayan 1950 yılı sonrasıyla başlıyor Dündar.
Şiirlerinin arkasındaki anıları, ruh hallerini; memlekete hasretini, aşklarını, mücadelesini bulacaksınız bu eserde.
Kapsamlı bir Nazım biyografisi olmamakla birlikte doyurucu elbette.
Na