ISBN 9786052580219
Tüm Ürünlerde KARGO BEDAVA!
115,00 TL %15
bkmkitap.com
Fiyatı
97,75 TL
Fiyat Alarmı
  • 1953 yılında Watson ve Crick tarafından DNA molekülünün çifte sarmal yapısının keşfedilmesinden sonra, özellikle genetik mekanizmanın moleküler düzeyde işleyişini ortaya çıkartmak amacıyla, bu konudaki araştırmalar hızla çoğalmış ve bu çalışmalar sonucunda genetik şifrenin sırları yavaş yavaş çözülmeye başlamıştır. Örneğin, Üç RNA çeşitinin (mRNA, rRNA ve tRNA) ortaya çıkartılması (RNA çeşiti sayısı son zamanlarda 9’a çıkmıştır), genetik şifredeki mesajın mRNA ile ribozomlara taşındığının, mRNA’daki her üçlü baz grubunun (kodon) bir aminoasidi şifrelediğinin, hangi kodonun hangi aminoasit anlamına geldiğinin bulunması, genlerin fenotipteki etkilerini genetik şifreye göre spesifik bir protein molekülünün sentezlenmesi yoluyla gösterdiğinin saptanması, hep moleküler seviyedeki çalışmalar sonucunda gerçekleşmiştir.

    Bilim insanları bununla yetinmeyip çeşitli organizmalarda ve özellikle insanda da genlerin yerlerini belirleyerek bu genlerin baz sıralarını dahi saptamışlardır. Bu hızlı çalışmaların sonucunda bugün genetik bilimi, bazı organizmaların genomundan genleri kesip çıkartarak başka bir organizmanın genomuna dahil edecek seviyeye ulaşmıştır.
    İşte moleküler seviyedeki bu çalışmalar genetik bilim dalında bir alt bilim dalının doğmasına, yani Moleküler Genetiğin doğmasına sebep olmuştur. Kısaca Moleküler Genetiği, kalıtsal olayların moleküler düzeyde nedenlerini araştıran bir bilim dalı olarak tanımlayabiliriz. İnsanda kalıtsal hastalıkların sebeplerini ortaya koyup tedavisinin yapılması, bakterilerde antibiyotiklere dirençliliğin kısa zamanda gelişmesinin sebepleri, virüslerin sebep olduğu hastalıkların moleküler düzeyde anlaşılması ve buna göre tedavisinin yapılması, kanserin oluşmasının sebebi ve tedavisi, tarımda verimi yüksek ve kaliteli ürün veren bitki ve hayvanların başka organizmalardan gen transferi yoluyla elde edilmeye başlanması (GDO= Genetiği değiştirilmiş organizma) hep bu moleküler seviyedeki çalışmalar sonucu ortaya çıkartılmış ve çıkartılacaktır. Son otuz yılımızın hastalığı olan AIDS’in tedaviside bu tip çalışmalar sonucunda gerçekleşeceği muhakkaktır.

    Moleküler genetik çalışmalar gen mühendisliği denilen yeni bir bilim dalının doğmasına da sebep olmuştur. 1970’li yıllarda Arber, Nathans ve Smith restriksiyon endonukleaz enzimlerini bulup rekombinant DNA teknolojisini geliştirerek gen mühendisliğinin yolunu açmışlardır (Araştırıcılar bu buluşlarıyla 1978 yılında Tıp ve Fizyoloji alanında Nobel ödülü almışlardır). Bu alandaki hızlı ilerlemeler yüzyılımızda bugün imkansız gibi görünen birçok gizleri aydınlığa kavuşturacak ve ümit ederim ki bu gelişmelerde insanlığa olumlu yönde hizmet edecektir.

Yorumlar
T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.