Tükendi
Gelince Haber VerDünya bir zamanlar sessiz, uyumlu ve huzurluydu. Doğa, kendi yasalarıyla denge içindeydi. İnsan denen istilacı ve işgalci varlık sahneye çıkana kadar... O günden sonra yeryüzü, güvenli bir ev olmaktan çıkıp bir savaş alanına dönüştü. Çünkü insan, yaşamakla yetinmeyen tek canlıydı; sahip olmak, hükmetmek, yok etmek isteyen bir evrim hatası.
Cinayet, gasp, tecavüz, terör, tecavüz ve işkence... Bunların hiçbirini doğa yaratmadı. Hepsi insanın eseri... Doğal yaşamın avcıları aç kaldığında avım öldürürken insan doyduktan sonra da öldürmeye devam eder. Onun içinde sadece açlık değil, hırs, kibir ve kin vardır. Tarih, medeniyet kisvesi altında işlenmiş vahşetlerin kaydıdır. Her savaş, her sömürü, her zulüm insan imzası taşır.
İnsan, aklıyla övünür ama o aklı en çok yıkım için kullanır. Bilim, silaha; inanç, nefrete; sanat, gösterişe dönüşmüştür. Böyle bir varlık, kendine “üstün” veya “akıllı” deme hakkını çoktan kaybetmiştir. Dünya, onun ellerinde bir cehenneme dönmüş, yaşamın güzelliği kan, kin ve gözyaşı arasında kaybolmuştur.
Kendi gerçeğimizle yüzleşmek ve kabul etmek zorundayız. İnsan, gezegenin efendisi değil; en büyük felaketidir. Doğanın yanında kendi türünün celladıdır. Bir gün dünya ondan kurtulursa, işte o zaman “barış” denen kavram gerçek anlam mı bulacaktır. Bu şartlarda sahte bir paranoyayla kozmik âlemden istilacı ve işgalci beklemek yüzyıllardır çeşitli kalıplarla sergilenen Günah Çıkarma merasiminden başka bir şey olamaz.