Mihail Lermontov ile birlikte Rus Edebiyatının en önemli iki edebiyatçısı arasında gösterilen Alexandr Sergeyeviç Puşkin, modern Rus Edebiyatının kurucusu olarak nitelendirilir. Edebiyat dehası olan Puşkin’den okuduğum ilk roman ki kendisinin de en bilindik romanı. Aşk, fedakarlık ,sadakat, şeref, savaş gibi evrensel tüm temaları barındıran bir içeriğe sahip. Sayfa sayısı olarak az olmasına rağmen anlatım yoğunluğu olarak çok dolu ve bir o kadar akıcı kitap. Oldukça yalın bir dille yazıldığı için nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Hatta rus edebiyatına giriş yapmak için başlangıç kitabı olarak bile görülebilir. Her bölümün başında atasözlerinden veya halk türkülerinden o bölümü özetleyecek kıssadan hisselere yer verilerek, okuyucunun dikkatini çekmeyi başarabiliyor. Ayrıca yaşanan gerçek bir hikayeden alındığı için de çok etkilenip o duyguları yoğun biçimde içselleştirdim. Tolstoy, Okuduğum en iyi üç roman listesine kesinlikle alabilirim bu kitabı. Nefis...
Oldukça sürükleyici bir yeniden anlatım. Klasik masalların masumiyetini korku ve gerilimle harmanlayarak ortaya çok özgün bir iş çıkarmış. Eğer bir oturuşta bitecek, dozu iyi ayarlanmış karanlık bir hikaye arıyorsanız kesinlikle şans vermelisiniz.
Bu kitap gerçekten alışılmışın dışında bir deneyimdi. İhsan Oktay Anar’ın dili başta biraz zorlayıcı olsa da zamanla o puslu ve gizemli dünyaya kapılıyorsunuz. Hikâye ilerledikçe gerçek ile rüya arasındaki sınır tamamen bulanıklaşıyor ve bu da kitabı çok etkileyici kılıyor. Ben çok beğendim.
Jason ve Erika evli ve iki çocukları var. Erkek olan Liam annesinin gözünde çocukluğunda sorduğu sorulardan ve garip davranışlarından hep şüpheli kişidir. Ve bir gün Liamın hoşlandığı kız ortadan kaybolur. Bu noktada olayı çözene kadar heyecanla saygalar akıyor. yine çok sürükleyici bir kitaptı ve hemen akıp bitti.