Tükendi
Gelince Haber VerArtık herkes, kendi inşa ettiği hakikatin yankısında yaşıyor. Bakışların birbirine değdiği ama ruhların teğet geçtiği, empatinin silik bir hatıraya dönüştüğü tekinsiz bir yabancılaşma çağı bu. Güvenin tükendiği yerde, kelimelerin ne hükmü kalır?
İnsanlığın ortak inançlarını yitirdiği, ‘biz’ olmanın imkânsızlaştığı, ‘ben’ demenin ise kutsandığı o fanusun içindeyiz. Egonun mutlak zaferi kutlanırken, vicdanlar derin bir uykuya yatıyor ve parçalanmış ailelerin enkazı altında yönünü arayanların sessiz çığlığı yükseliyor.
İşte bu enkazın tam ortasında, genç bir kadın olan Deniz; ‘yok sayılmanın’ ağır yüküyle savaşıyor.
Ailesinin duvarlarına çarpan sessizliği, bir gün büyük bir gürültüyle kırılmayı bekliyor. Deniz, sadece maruz kaldığı şiddetle değil, görünmez kılınmanın sancısıyla da boğuşurken bir seçim yapmak zorunda: Ya ona biçilen kurban rolünü kabul edecek ya da kendi adaletini inşa etmek için küllerinden yeniden doğacak.
Biyolojik bağların ötesinde, kendi sesini arayan bir kadının; susturulmuş geçmişin üzerindeki örtüyü kaldırma hikâyesidir bu. Suçun sıradanlaştığı, masumiyetin kirlendiği bu çöküşte, gerçeği haykırmanın bedeli bazen sesini kaybetmektir.
Kimler nereye gidiyor, bilinmiyor... Bilinen tek şey, bazı günahların asla sessiz kalmayacağı.
Bu bir mağduriyet öyküsü değil, bir dirilişin haykırışıdır.