Tükendi
Gelince Haber VerBir beyaz odada, fayansın soğuğu ile halının sıcak yanığı arasında oturuyorsunuz: masanın üzerinde etiketsiz bir ampul “sükûneti”, düğümsüz bir ip “bağı” vaat ediyor. Aldous Huxley’i andıran bir akıl, mutluluğu ölçülebilir bir tasarım gibi kurarken; Yunus Emre’yi andıran bir gönül, hakikatin bedelsiz olmadığını fısıldıyor. Her sayfa bir soru, her cevap bir eksilme: hatıranın dokusu inceliyor, suçluluk yeniden yazılıyor, özgürlüğün sessizce “varsayılan”a kaydığı anlar görünür oluyor.
Laboratuvar Mutluluğu mu Gönu…
Bu kısa roman/uzun novella, kesin cevaplar dağıtmak için değil; okuru kendi içindeki mahkemeye çağırmak için yazıldı. “İyi hissetmek” ile “doğru hissetmek” aynı şey değilse, hangisi daha ahlaki? Acıyı azaltınca soruların da azalması mutluluk mudur, yoksa uyuşma mı? Ve en sonda tek bir soru kalır: İnsanı insan yapan şeyi korumak için hangi acıyı tutmaya razısın?