Tükendi
Gelince Haber VerDerken meşhur mezarlık yokuşu göründü. Buradan sonra yokuş başlıyordu. Bu dar ve dik yokuş, kış aylarında insanın nefesini kesen bir sınav gibiydi. Mustafa abi ustaca bir ivme ile yokuşun ortasına kadar geldi. Araba motoru uğuldadı, titredi, sonra çıkamadı. Mustafa abi aşağıdan tekrar denedi. Ne yaptıysa taksi bir türlü yukarı çıkamadı. Biz annemle taksiden indik, un çuvalını da indirdik.
Annem ve ben dışarı çıktık. Ayaklarımız karlı zemine gömüldü. Biraz yürüdük, şubat ayının keskin soğuğu iliklerimize kadar işledi. Anneme: “Üşüyor musun anne?” Titrek bir sesle: “Yok, oğlum.. Sen beni iyi tut.” diyor fakat nefesinin titremesinden üşüdüğü beli oluyordu. Taksiciye dönmesini söyledik. Okula kadar ortalama bir kilometre daha yol vardı. Mustafa abi: “Ben bu karda kışta anneyi yürütmem!” dedi. Un çuvalını sırtına aldı. 50 kilo un, yokuşun dikliği, karın batağı ile sanıyorum iki kat ağırlaşmıştır. Annem: “Alah razı olsun bu adamdan.” dedi. Biz annemle elimize çantaları aldık, yokuşun bitişine kadar yürüdük.