Tükendi
Gelince Haber VerZamansız bir bekleme odasında, masanın üzerinde bir terazi, kapağı kapalı bir defter, yarım bir kadeh su ve dişleri “kapı açmaktan çok kesmeye” yazgılı bir anahtar durur. Karşılıklı iki sandalyeye oturan iki kurgu figür—Nazım Hikmet’i ve Hermann Hesse’yi andıran iki ses—aynı sorunun etrafında dönmeye başlar: “Dünyayı mı kurtarmalı, önce kendini mi?” Bu odada fiziksel kavga yoktur; ama her cümle bir bedel ister, her tez bir şey eksiltir: bir hatıra, bir güven, bir masumiyet, bir sevinç… Kapılar aralanır: biri kalabalığa, biri aynaya.Ve okur, yalnız izleyici kalamaz.
Bu uzun novella, “kim haklı”yı değil, hangi bedelin kime yazıldığını gösteren felsefi-psikolojik bir düellodur: niyet mi sonuç mu, eylem mi içgörü mü, kurtarmak mı eşlik etmek mi? Her bölüm, cevaptan çok daha keskin bir soruyla kapanır; çünkü bu kitap, okuru rahatlatmak için değil, uyandırmak için yazılmıştır. Eğer bir gün “önce” diyerek bir şeyi ertelediysen—ya da başkalarını kurtarmaya koşarken kendini yakmanın eşiğine geldiysen—bu hikâye, seni üçüncü sandalyeye oturtacak ve tek bir şeyi soracak: Senin “önce”nin bedeli kimden kesiliyor?