Tükendi
Gelince Haber VerCinsiyeti biyolojik, dilsel ve kültürel yönüyle kapsayan cinsel fark kavramı Batı düşüncesinde töz, özne, ve temsil anlayışlarının cinsiyetli temellerini görünür kılmanın bir aracıdır. Bu eserde modern Batı felsefesinin özne, beden ve cinsiyet kavrayışını temelden sorgulayan ayrı fakat birbirini tamamlayan iki yönelimi temsil etmelerinden ötürü Simone de Beauvoir ve Luce Irigaray’ın düşünceleri birlikte ele alınmaktadır. Her iki düşünür de farklı yöntem ve kavramsal araçlar kullanmalarına rağmen, felsefe tarihinde “evrensel özne”nin aslında eril bir imge etrafında biçimlendiğini göstermeleri bakımından dönüştürücü bir konumda durmaktadır. Çalışmanın birinci bölümü, eşitlik ve farklılık vurgusunu öne çıkaran feminist yaklaşımlara giriş niteliğindedir. İkinci bölümde, Beauvoir’ın özgürlük ve öznellik anlayışı aracılığıyla hegel ve Sartre ile kurduğu düşünsel ilişki analiz edilmiştir. Beauvoir’a göre tarih boyunca öteki olarak konumlandırılmış kadınların durumu, erkeklerin aşkın öznesine karşı içkinliğe mahkûm edilmeleriyle belirlenmektedir. Üçüncü bölümde ise Irigaray’ın Freud ve Lacan’dan devraldığı psikanalitik miras, dişil farkın temsil edilemezliği bağlamında değerlendirilmiştir. Irigaray, Batı metafiziğinin bir aynılık ve töz metafiziği olduğu eleştirisinden hareketle fallogosantrik imleme düzeninin hem özneyi hem de ötekiyi tekil bir anlam ekonomisi içinde sabitleyip dişil olanın dilsel ve düşünsel imkânını dışladığını savunmuştur. Sonuç olarak, asimetrik bir diyalektik içinde karşılıklılığın aranması ve bu diyalektiğin bizzat monolojik bir imleme yapısına dayandığı iddiası açısından bu iki düşünürün karşılaştırılması; cinsel farkın yalnızca toplumsal bir eşitsizlik göstergesi olarak değil, ontolojik bir açıklık olarak değerlendirilmesi yönüyle felsefi bir eleştiri noktası sunmaktadır.