Tükendi
Gelince Haber VerAteş tüm ihtişamıyla alev alev yanıyordu. Ani bir patlama oldu; Lidya’nın çığlıklarıyla karışık Anka Kuşu’nun acı feryatları duyuldu. Ardından uzun bir sessizlik çöktü; sadece yanan kuru dalların çıkardığı patlamalar işitiliyordu. Ardından keskin bir kuş tüyü kokusu ormanın ta derinliklerine yayıldı. Kuşlar koro hâlinde ağlıyor, birbirlerine hızla haber veriyorlardı. Onların efendisi, kurtarıcıları yavaş yavaş yok oluyordu.
Lidya ve Zehra daha fazla bekleyemediler; ikisi birden gözlerini açtı. Tüm dallar yanmış, Anka Kuşu’ndan geriye sadece pençeleri kalmıştı. Ağlamaya başladılar. Zehra, kendi evrenlerine nasıl geri döneceklerini düşünüyordu. Bir yandan da Anka Kuşu’na üzülüyordu. Artık hayatlarında Anka Kuşu da yoktu. Şimdiye kadar doğmalıydı diye düşündü. Üzgün bir hâlde yere, yeşil otların üzerine çöktü ve doğanın sesini dinlemeye başladı. Yerin en alt katmanından bir ses duydu. Bu ses, “Ağlama Zehra, sabret,” diyordu.